Göz Muayenesi

Göz Muayenesi

göz muayene

Evcil hayvanların rutin fiziksel muayeneleri sırasında göz muayeneside yapılmalıdır. Özellikle sistemik bir hastalık bulunduğu zaman göz, hayvanın genel sağlığının bir göstergesi olarak değerlendirilir. Gözün direkt inspeksiyonu dışında oftalmaskop ya da slit-lamp mikroskop ile endirekt inspeksiyonu en çok başvurulan muayene şeklidir.

Göz, vücudun diğer organları ile karşılaştırıldığında yapılarının büyük bir kısmı direkt olarak görülebilen, normalde transparant tek organdır. Yinede düzenli bir muayenede göz, yüzeysel ön yapılarından derin arka yapılara kadar muayene edilmelidir.

Göz hastalıkları açısından hastanın genel muayenesi ile birlikte, hastalıkla ilgili anamnesin alınması önemlidir. Hastanın göz probleminin, görmesi ile ilgili bir rahatsızlığının bulunup bulunmadığı hayvan sahibi ya da bakıcısından alınacak detaylı bir hikaye ile öğrenilir.

Hastanın signalementi ve genetik hikayesinin bilinmesi, bazı ırk ve yaş grubu ile ilgili kalıtsal hastalıkların değerlendirilmesi açısından önemlidir. Ayrıca doğum sonrasında doğmasal bir göz anomalisinin bulunup bulunmadığı, bunun gebelik sırasında toksikasyon, enfeksiyon veya vitamin yetersizliği ile ilişkilendirmek açısından not edilmelidir.

Gözün

Genel İnspeksiyonu

Orbita, bulbus okuli ve oküler yapılar, genel fiziksel muayenenin bir bölümü olarak düzenli bir şekilde inspeksiyonu yapılmalıdır. Mümkünse hayvan hareket ettirilerek çevre ile ilgisine, unilateral veya bilateral görüş kaybının bulunup bulunmadığına bakılır. İnspeksiyon sırasında hayvanın başı, yüzü ve gözlerinin görünümü değerlendirilmelidir. Başın durumu, göz kapaklarının pozisyonu, gözlerden akan akıntının türü (seröz, mukoid, purulent) ve miktarı, periorbital şişkinliğin bulunup bulunmadığı not edilmeli, ayrıca orbita içindeki gözün pozisyonu ve bulbusun büyüklüğü belirlenmelidir.

Bulbus okulinin orbita içinde anormal pozisyonda bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Gözün orbita içinde posterior pozisyoda görünüşü (enophthalmos) ya da anterior yönde protrusyonu (exophthalmos) belirlenebilir. Gözlerin orbita içinde anormal deviasyonları (strabismus); mediale deviasyonu (esotropia), laterale deviasyonu (exotropia), yukarı deviasyonu (hypertropia) ve aşağı deviasyonu (hypotropia) değerlendirilmelidir.

Bulbus okulinin büyüklüğü, konjenital ya da yangısel olaylar sonucunda değişiklik gösterebilir. Gözler normalden daha küçük (microphthalmic, nanophthalmic)  olabilirken travma ya da yangısel olaylar sonucunda artan intraoküler basınca bağlı olarak daha çok normalden büyük (macrophthalmia ya da megaloglobus) de olabilir.

Gözün

Nörooftalmolojik

(neuro-ophthalmologıc)  Muayenesi

Gözün inspeksiyonunu takiben nörolojik değerlendirilmesi bazı kranial sinirlerin (CNII, CNIII, CNIV, CNV, CNVI, CNVII) değerlendirilmesi açısından yapılmalıdır.

Palpebral Refleks Testi

Palpebral refleks testi, parmak ya da bir kalem ile gözün medial kantusuna dokunulmakla ya da hafifce vurulmakla oluşturulan testir ki, hayvan göz kapaklarını kırpar, sıkar ve bulbusu geri çeker. Palpebral raflekste göz kapaklarının kısılmasını afferent sinir olan n. trigeminus (CNV), kapanmasını ise efferent sinir olan n. facialis (CNVII) oluşturur. Bulbusun geri çekilmesini (retraksiyonunu) ise n. abducent (CN VI) oluşturur.

Korneal Refleks Testi

Korneal refleks testi, parmak ya da bir pamuk parçası ile korneaya dokunulmakla palpebral refleks testindekine benzer tepkiler ile oluşan refleks testidir. Bu testinde afferent, efferent sinir yolları ile retraksiyon siniri palpebral refleks testindeki aynı sinirlerdir. Şayet kornea anormal bir şekilde uyarılacak olursa, oluşacak cevaplarda anormallikler oluşabilir.

Menace Refleks Testi (opticofacial response)

Menace refleks testi (opticofacial response), gözün önünde el yukardan aşağı, aşağıdan yukarı hareket ettirilmekle yapılır. Vertikal pozisyonda elin hareket ettirilmesi sırasında hava akımı minimum olmalıdır. Bu durumda el yüze ya da göze doğru yaklaştırıldığınde hayvanın gözünü kırpması, yumması, ve bulbusun retraksiyonu gözlenir. Bu, test için pozitiftir. Ayrıca bir el ile hayvanın bir gözü kapatılır. Kısa bir süre beklenir. Daha sonra el gözden uzaklaştırılır. Hayvan göz kapaklarını açtıktan sonra el tekrar göze doğru yaklaştırılır. El göze değmeden hayvanın aynı cevapları göstermesi test için pozitif kabul edilir. Bu test ile CNII (sensory) ve CNVII (motor)’nin fonksiyonel olup olmadıkları kontrol edilmiş olunur.

Okulosefalik (doll’s eye reflex) Refleks

Okulosefalik (doll’s eye reflex) refleks, baş sağdan sola ya da soldan sağa- yandan yana, hareket ettirilerek oluşturulur. Normal cevapta gözler, başın hareketi yönünde ritmik olarak hareket eder. Gözlerin anormal hareketi, otitis interna ve beyin sapı bozuklukları ile ilgilidir.

Pupillar Işık Refleks Testi

Pupillar ışık refleks testi, yarı karanlık ya da karanlık bir alanda parlak fokal bir ışık kaynağı ile yapılır. Bu refleks testi, retinal orjinli pupillar hareketi belirlemek için uygulanır. Bu test, hayvanın görüp görmediğinin göstergesi değildir. Parlak ışık kaynağı göze tutulduğunda pupillada bir daralma, küçülme (miosis), ışık gözden uzaklaştırıldığında ise pupillada bir genişleme, büyüme (mydriasis) oluşur. Bu cevaplar, pupillar ışık refleks testi için normaldir. Bu refleks testi ile CNII ve CNIII sinirlerinin fonksiyonel olup olmadıkları kontrol edilir.  Pupillar ışık refleksinin olmaması ya da zayıflaması kornea, lens veya retinal yapılardaki bir bozuklukla ilgilidir.

Gözün Detaylı İnspeksiyonu

Tam bir göz muayenesinin yapılabilmesi için yarı karanlık ya da karanlık bir oda, fokal bir ışık kaynağı, büyüteç ve bir oftalmaskop bulunmalıdır. Ayrıca göz yaşını belirlemek için Schirmer göz yaşı stripleri, korneal ülserasyonu belirlemek için fluorescein boya, göz muayenesini kolaylaştıracak lokal bir anestezik (proparacaine, lidocaine, tetracaine) damla, korneal ve konjunktival kültür örnekleri almak için swaplar ile lens ve posterior segmentlerin detaylı muayenesi için bir mydriatic (%1 atropine, %1 tropicamide, homatropine, scopolamine) damlaya ihtiyaç duyulur. Şayet glaukom’dan şüphelenilir ise mydriatik kullanılmamalıdır. Ayrıca daha detaylı tetkikler için özellikle de lezyonların yerini belirlemek için slit-lamp biomikroskop, iridokorneal drenaj açısının muayenesi için gonioscopy lensi, intraoküler basıncı ölçmek için tonometry ve intraoküler lezyonları (intraoküküler tümörler ve retinal yırtılma ve dekolmanlar) belirlemek için oküler ultrasonografiye ihtiyaç duyulabilir.

Gözün direkt inspeksiyonundan sonra muayeneyi yapan hekim ilave diagnostik prosedürlere de başvurmalıdır. Midriatik etkili ilaçlar pupillar ışık refleksini olumsuz etkileyeceği için pupillar ışık refleks testi midriatik ilaç uygulanmadan önce yapılmalı, midriatik ilaç uygulanmış ise pupillar ışık refleks testi ilacın etkisi geçtikten sonra uygulanmalıdır. Ayrıca lokal anestezik ajanların korneal refleks testini olumsuz etkiledikleri, aynı zamanda göz yaşını azalttıkları unutulmamalıdır.

Gözün direkt inspeksiyonu ve nörooftalmolojik muayeneleri yapıldıktan sonra orbita, göz kapakları, membrana niktitans, lakrimal sistem, konjunktivalar, kornea, sklera, anterior kamara, iris, lens, humor vitreous, retina, koroidea ve optik sinir gibi diğer yapılarında detaylı şekilde inspeksiyonu yapılmalıdır. Bu yapıların muayenesi fokal ışık kaynağı altında ve yarıkaranlık bir alanda yapılmalıdır.

Orbitanın Muayenesi

Orbitanın muayenesi direkt inspeksiyon ve palpasyon ile yapılır. Her iki orbitanın, şişkinlikler ve diğer lezyonlar açısından simetrik muayenesi yapılmalıdır. Orbita anormal şişkinlikler, retrobulbar kitleler, bulbus okulideki büyüklük ve oküler motilite açısından inspeksiyonu yapılır. Ayrıca orbita çevresindeki deri ve kemik çıkıntıları, kitle, düzensizlik ve kırıklar gibi lezyonların lokalizasyon yerinin belirlenmesi yönünden dikkatlice palpe edilir. Retrobulbar aralıktaki kitlelerin varlığını ya da kas ve yağ gibi orbital içeriklerin anormal azalmalarını belirlemek için göz kapakları üzerinden parmak basıncı ile palpasyon yapılır.

Bulbus okulinin anormal şekilde orbitadan dışa doğru çıkması eksoftalmos (exophthalmos), orbita içine doğru anormal şekilde çekilmesine ise enofthalmos (enophthalmos) olarak değerlendirilir. Brachyocephalic ırklarda normal kabul edilen eksoftalmos euryblepharon (palpebralar arası aralığın çok açık olması), glaucoma (göz içi basıncının artması) ve fasial paralisisdeki eksoftalmostan ayırt edilmelidir. Eksofthalmoslu göz(ler)de gözyaşının aşırı buharlaşmasından dolayı keratitise predispozisyon oluştuğu unutulmamalıdır.  

Göz kapakları arasından bulbus okulinin tüm eklenti yapıları ile birlikte öne doğru deplasmanı göz çıkığı (luxatio bulbi, proptosis) olarak değerlendirilir.

Genel ateş, iştahsızlık, konjunktivalarda belirgin ödem (chemosis), üçüncü göz kapağının bulbus okuli üzerine düşmesi (protrusion), konjunktival konjesyon, bulbus okuli üzerine parmak ile yapılan basınçta küçülme ve ağrının oluşması, değişebilen eksofthalmik görünüm, ağzın açılmasının ağrılı olması (trismus), ağızda üst son molar dişin hemen arkasında oral mukozada  fluktuasyonlu, kırmızı şişkinliğin bulunması periorbital şişkinlik ve orbital inflamasyon’un klinik bulguları olarak kabul edilir.

Bulbus okulinin orbita içinde posterior pozisyoda bulunması (enophthalmos) ve üçüncü göz kapağının bulbus üzerine düşmesi (protrusion) genel bir dehidrasyonun orbital klinik bulgusu olarak kabul edilir.

Bulbus okulinin anormal biçimde orbita içine çekilmesi (enophthalmos), üst göz kapağının korneanın önüne düşmesi (ptosis), pupillanın normalden küçük olması (miosis; pupillalarda asimetri, anisocoria)  ve palpebra tertia’nın kornea üzerine düşmesi (protrusion) gibi oftalmik bulgular sympathetic sinir (Th1-2-3) paralysisinin bulguları olarak yorumlanır ve Horner’s syndrome olarak tanımlanır. Sympathetic sinir, Th1-2-3’den orjin alan bilateral spinal perifer sinir olup plexus brachialis’in kolu değildir. Pupillalarda midriasis oluşturur. Horner’s sendromu çoğunlukla unilateraldir.

Bulbus okulinin eksoftalmik ya da anormal protrusyon görünümüne neden olan subkonjunktival ve episkleral kanamalar; retrobulbar kanamalar, orbital hemorajinin bulguları olarak yorumlanır.

Orbitanın muayenesi periorbital ya da intraorbital veya her iki bögedeki neoplasmalar yönünden de muayene edilmesi gerekir.  Neoplasmalar farklı büyüklükte olabilirler. Fakültemiz cerrahi kliniğine getirilen Akkaraman ırkı iki koyunda okuler yassı hücreli karsinom belirlenmiş ve cerrahi girişimle tedavi edilmişlerdir.

Göz Kapaklarının Muayenesi

Göz kapakları ve hareketlerine dikkatlice bakılır. Kedi ve köpek yavrularında doğumu takip eden ilk 10-15 gün içinde göz kapakları kenarlarının birbirine yapışması (ankyloblepharon) fizyolojik bir durum olarak kabul edilir. Bu süre içinde göz kapakları arasından purulent bir akıntının gelmesi (purulent conjunctivitis) bir enfeksiyonun (ophthalmia neonatorum) varlığına yorumlanır.

Göz kapağının yokluğu (agenesis) ya da göz kapağı kenarında konjenital parsiyal bir defekt palpebral coloboma (coloboma palpebrale) olarak isimlendirilir.

Göz kapakları arasının dar olması (blepharophimosis, micropalpebral fissure, blepharostenosis), geniş olması (macropalpebral fissure),  göz kapakları kenar(lar)ının içe, bulbus okuliye doğru dönmesi (entropion) ya da dışa doğru dönmesi (ectropion), üst göz kapağının kornea üzerine belirli bir oranda düşmesi (ptosis) ya da alt göz kapağının sürekli olarak aşağıya düşmesi ve kapanma yetersizliği (lagophthalmos), göz kapak ya da kapaklarının bulbus oculiye parsiyal ya da total olarak yapışması (symblepharon) gibi anormallikler göz kapaklarının bozuklukları olarak değerlendirilir.

Göz kapakları kenarında normal kirpik sırası dışında ikinci bir kirpik sırasının bulunması distichiasis, göz kapaklarında bulunan kirpiklerin bulbus okuliye doğru ters yönde dönmesi trichiasis, palpebral konjunktiva içinden çıkan ve bulbus okuli’ye doğru dönen kirpikler ectopic cilia olarak isimlendirilirler.

Göz kapağı ya da kapaklarının kenarlarındaki hiperemik, ödemli şişkinlik göz kapağı yangısı (blepharitis)’nı tanımlar.

Göz kapağı dışa doğru döndürüldüğü zaman palpebral konjunktivanın içinde kalınlaşmış, sarı-beyaz renkte ağrısız bir şişkinlik, meibomian bezi (tarsal gland)’nin kronik yangısı (chalazion, meibomian cyst)’na yorumlanır. Şayet bu şişkinlik purulent (bakteri) içerik içeriyor ise hordeolum’a yorumlanır.

Üçüncü Göz Kapağının Muayenesi

Membrana nictitans (üçüncü göz kapağı); bezinin protrusionu (prolapse, kiraz göz), konjunktivitis follikülaris, anormal kitleler, yabancı cisimler ve kartilaj eversiyonu yönünden dikkatli inspeksiyonu yapılır. Bulbus okulinin elle retropulsiyonu membrana nictitans’ın protrusyonuna neden olur ki bu muayeneyi kolaylaştırır. Membrana nictitans bir forseps ile tutulur ve dışa doğru hafifce çekilir ise hem posterior hem de anterior yüzleri detaylıca görülebilir.

Bazı köpek ırklarında, gözün medial kantusunda dışa doğru dönmüş membrana nictitans’ın serbest kenarı üzerinde bazen pembe, bazen de kırmızı renkte şişkin bir kitlenin görülmesi üçüncü göz kapağı bezinin hiperplazisi ya da prolapsus (protrusion)’una yorumlanır. Bu durum aynı zamanda “cherry eye” (kiraz göz) ya da “follicular ophthalmitis” olarakta isimlendirilir.

Köpeklerde üçüncü göz kapağı bir forseps ile tutulur ve bulbar (korneal) yüzü görülecek şekilde çevrilir ise hiperemik, böğürtlen yüzeyi görünümündeki görünüm lenf folliküllerinin proliferasyonuna yorumlanır ki bu “conjunctivitis follicularis” olarak isimlendirilir.

Alt göz kapağının aşırı nemli ya da ıslak olması, gözyaşının aşırı miktarda toplanması ve yüzden akması epiphora olarak isimlendirilir. Bu, lakrimal drenajın yetersizliğini ya da olmadığını gösterir ki bu da travmatik ya da enfeksiyöz oküler irritasyona veya duktus nasolakrimalis’in konjenital atresia ya da hypoplasia’sine veya yabancı cisim ya da neoplastik obstruksiyonuna yorumlanır. Normalde alt göz kapağının hemen üstünde ve medial kantusta lakrimal sıvı birikir ve punkta lakrimalis aracılığı ile duktus nasolakrimalise geçerek drene olur. Gözün medial kantusunda mukoid, mukopurulent özellikte epiphora’nın görülmesi, nasal kantus üzerine parmak ile basınç uygulandığında akıntının daha da artması lakrimal kese ve kanalın yangısı (dacryocystitis)’ na yorumlanır.

Gözde mukoid ya da mukopurulent akıntı ile birlikte konjunktivada hiperemi, korneal epitelyumda kalınlaşma, kuruluk ve korneal epitelyuma yapışık mukoid akıntı, kornea’da sınırlı ve yüzeysel ülserasyon, blapharospasm, kornea’da lokal ya da yaygın vaskülarizasyon, korneal pigmentasyon, skar doku oluşumu, ve görüş kaybı ile birlikte burun ve ağız kuruluğu gözyaşı sekresyonu yetersizliği olarak bilinen keratoconjunctivitis sicca (KCS)’ya yorumlanır. Kesin tanı için gözyaşı miktarının Schirmer test stripleri ile ölçülmesi gerekir. Bu test mukoid akıntılı korneal ve konjuktival lezyonlu bütün köpeklerde uygulanmalıdır. Bu test Schirmer I ve Schirmer II olmak üzere iki şekilde uygulanır. Test, göze lokal anestezik damlatılmadan uygulanır ise elde edilen değer bazal ve refleks lakrimasyonunu birlikte gösterir ki bu test Schirmer I gözyaşı testi olarak isimlendirilir. Test, göze lokal anestezik damlatıldıktan sonra uygulanır ise refleks ile ilgili sekresyon olmayacağından elde edilen değer sadece bazal lakrimasyon durumunu gösterir ki bu test de Schirmer II gözyaşı testi olarak isimlendirilir. Bazal sekresyon miktarı gözyaşının fizyolojik fonksiyonlarını tam olarak yerine getirmede yeterli olmadığından lakrimasyonun klinik olarak değerlendirilmesinde bazal ve refleks sekresyon birlikte dikkate alınır. Bu nedenlede klinik değerlendirmelerde Schirmer I gözyaşı test değerleri esas alınır.

Schirmer testi uygulamalarında test stripleri alt göz kapağının konjuktival boşluğuna medioventral olarak bir dakika süre ile bırakılır. Bu süre sonunda strip tarafından absorbe edilen gözyaşı miktarı milimetrik olarak değerlendirilir. Sağlıklı bir köpekte Schirmer I gözyaşı test değerlerine göre dakikada absorbe edilen gözyaşı miktarı 14-24 mm arasında olmalıdır (Normal değer köpeklerde >15 mm/dak., kedilerde ise >16 mm/dak.). Yukarda bahsedilen oftalmik klinik bulgularla birlikte 8-10 mm/dakika’dan daha küçük değerler KCS’nın varlığına yorumlanır. Bu test göze diagnostik ya da medikal herhangi bir ajan uygulanmadan önce yapılmalıdır. Fakültemiz çiftliğinde yetiştirilen Kangal ve Akbaş Çoban köpeklerinde fizyolojik gözyaşı miktarlarını belirlemeye yönelik olarak yapılan çalışmada göz yaşı miktarları ortalama 18.5 mm/dak. olarak tespit edilmiştir.

Konjunktivaların Muayenesi

        Konjunktiva, üst ve alt göz kapaklarının iç yüzlerini, üçüncü göz kapağının her iki yüzünü ve kornea hariç bulbus okulinin ön kısmını çeviren iyi vaskülarize oküler mukoz membrandır. Konjunktiva anormal vaskülarizasyon, hemoraji, laserasyon, yabancı cisimler, neoplasmalar ve ödem (chemosis) yönünden muayene edilmelidir.

        Gerçek bir mukoz membran olan konjunktiva, hayvanda anemi ya da sarılık bulunup bulunmadığının belirlenmesinde önemli bilgi sağlar. Konjunktiva ve sklera, renk değişiklikleri yönünden iyice incelenmeli, ayrıca anormal kitleler ile üzerlerinde membran-zar ve laserasyon bulunup bulunmadığına bakılmalıdır.

Doğumdan sonra çoğunlukla gözün lateral kantusu ile limbus arasındaki konjunktiva bazen de sclera ve kornea üzerinde kıllı deri parçasının bulunması konjenital oküler tümörlerden kabul edilen “dermoid, ocular dermoid, cyst dermoid”’i tanımlar.

Konjunktiva, episklera, sklera ya da avasküler yapıdaki kornea’da aktif hiperemi ya da vaskülarizasyon artışı genel bir ifade ile kırmızı göz “red eye” olarak yorumlanır. Kırmızı göz bir hastalık olmayıp primer olarak göz travmaları ya da irritasyonlarına bağlı çoğunlukla unilateral, sekunder olarakta uveitis, glaucom ve bakteriyel ya da viral sistemik hastalıklara bağlı çoğunlukla bilateral olarak gelişebilir.

Gözde seröz, müköz, mukopurulent, fibrinöz akıntı ile birlikte konjunktivalarda hiperemik ve ödematöz şişkinlik konjunktivaların yangısını (conjunctivitis) tanımlar. Konjunktivitis, bütün hayvan türlerinde en fazla görülen göz hastalığıdır. Unilateral veya bilateral gelişebilir. Bilateral konjunktivitisler çoğunlukla enfeksiyon ya da sistemik hastalıklarla ilgili gelişirken unilateral konjunktivitis ise lokal enfeksiyonlar, yaralanmalar ya da yabancı cisimlere bağlı olarak oluşur.

1994 yılı yaz ayında Konya Merkez Hayvancılık Araştırma Enstitüsünde toplam 30 kuzuda birden göz ile ilgili şikayetin bildirilmesi üzerine yapılan muayenelerde, padoklardaki ızgaralı oluklara bırakılan bol kılçıklı ot başakcığı bulunan kuru ot ile beslemeyi takiben, ot başakcıklarının göz kapaklarının fornikslerine battıkları ve konjunktivalarda şiddetli hiperemi ve ödem, korneada vaskülarizasyonda artış ile birlikte ödem, aşırı gözyaşı akıntısı, ağrı ve blefarospazm ile karakterize travmatik akut keratokonjunktivitis belirlenmiş ve tedavileri başarı ile yapılmıştır.

Korneanın Muayenesi

Kornea normalde transparant, avasküler, nemli, dış hattı düz/pürüzsüz ve pigmentsiz yapıya sahiptir. Lokal ışık kaynağı altında dikkatli muayenede korneanın transparant özelliğinin kaybolması  (ödem ya da sellüler infiltrasyon nedeni ile), vaskülarizasyon varlığı ve özelliği, pigmentasyon, kuruluk, kitle(ler), yabancı cisimleri, laserasyon, ülserasyon ve dış bükeyliliğinde ki bozukluklar gibi değişiklikleri görülebilir. Şayet fluoresceine uygulanmış ise bu dikkate alınmalıdır. Korneal kültür yapılacak ise ya da Schirmer gözyaşı sitripleri ile gözyaşı belirlenecek ise fluoresceine damlatılmadan önce yapılmalıdır.

Gözün ön segmentlerinin lokal ışık ile muayenesinde göz kapakları, membrana niktitans, palpebral ve bulbar konjunktiva ile kornea, anterior kamara, iris, pupillar kenar, lens ve anterior vitreous muayene edilebilir. Lens ve anterior vitreous’un muayenesinde pupillanın dilate olması gerekir. Bunun için %1 tropicamide göze damlatılır. Takiben, 15-30 dakikada pupillada yeterli dilatasyon oluşturur. Atropine sülfat, lokal olarak göze damlatıldığında pupillada dilatasyonun geç oluşması (yaklaşık bir saatte) ve etkisinin uzun sürmesinden dolayı önerilmemektedir.

Avasküler olan kornea’nın vaskülarizasyonu fazla miktarda yaygın ise kırmızı göz olarak kabul edilir. Kornea’nın yüzlek ya da derin, parsiyal ya da diffuz vaskülarizasyonu bir klinisyen tarafından kolaylıkla ayırt edilebilir.

Yüzlek damarlar, limbus yakınındaki konjunktivadan orjin alır ve kornea’nın yüzlek katına limbustan geçmiş olarak görülebilir. Derin damarlar ise sklera içindeki damarlardan orjin alırlar ve limbusta kornea içinde görülürler. Kornea tarafında ince düz damarlar “sıkı fırça ucu” gibi görünür ve tanınırlar. Korneadaki damarlaşmanın derinliği hafif büyütmeli bir biomikroskop ya da büyüteç yardımı ile kolaylıkla tanınır.

Korneanın yaraları, yabancı cisimleri, kimyasal ajanlar, entropion, ektopik silia gibi nedenlerle travmaları, irritasyonu ve ülserleşmesi, viral ve bakteriyel hastalıkları, keratokonjunktivitis sikka hem yüzlek hemde derin korneal damarlaşmaya neden olurken kronik süperfisial keratitis, kedilerin lagoftalmus,  eosinofilik keratokonjunktivitisleri ve korneal denervasyonlar korneanın yüzlek damarlaşmasına, intraoküler hastalıklar ve antarior uveitis ise korneanın derin damarlaşmasına neden olurlar.

Korneanın transparant özelliğinin kaybolması ve gri beyaz bir renk alması genel bir ifade ile keratitisolarak isimlendirilir. Şayet ağrı ve lakrimasyon artışı ile birlikte gri beyaz renk, bulanıklaşma sadece kornea’nın yüzey kısmında kalırsa keratitis süperficialis, kornea’nın stromal katınıda içeren gri bulut rengindaki bulanıklaşma ve korneal vaskülarizasyonun geliştiği durum ise keratitis paranchymatosa olarak yorumlanır. Kornea üzerinde değişik şekilde ve derinlikte, fluorescein ile boyanabilen ve iyi bir aydınlatma ile görülebilen doku kayıplı tablo ve periferinde gri beyaz renk oluşumu ve limbus sınırından başlayan korneal vaskülarizasyon ulserative keratitis olarak yorumlanır. Şayet kornea üzerinde bulunan derin bir yara ya da ulserative keratitis ortasından öne doğru çıkıntı şeklindeki bir oluşum belirlenir ise bu, Descement’s membranın ön kamaradaki humor aqueous’un basıncı ile fıtıklaşması (descemetocele, keratocele)’na yorumlanır. Kornea’da oluşan perfore bir yara içinden iris’in öne doğru çıkıntı yapması; protrusyonu, corneal staphyloma olarak isimlendirilir.

Kornea’nın sentralinde ya da periferinde transparant özelliğin kaybolduğu, değişik büyüklük, şekil ve renkte, yangısel bulgular göstermeyen opasite artışları korneal lekeler ya da kornea’nın skar formasyonu olarak tanımlanırlar. Kornea’daki leke ya da lekeler çok küçük ve hafif opasitede ise nebula, leke biraz büyük, sınırlı ve bulut manzarasında opasite gösterir ise macula, leke çok belirgin, biraz daha büyük ve gün ışığında kolaylıkla görülebilen opasitede ise leukoma olarak isimlendirilirler.

Ön Kamaranın Muayenesi

Işık kaynağı göze değişik açılardan odaklanırken iristen yansıyan ışık, kornea ve anterior kamaranın muayenesini kolaylaştırır. Şayet anterior kamarada humour aqueous içinde hücrelerde ya da proteinde ya da her ikisinde bir artış olacak olursa göze uygulanan ışık dumanlı bir alandan geçiyormuş gibi görünür. Bu klinik olarak humour aqueous’un bulanıklığı “aqueous flare” olarak bilinir. Gözün ön kamarasında aqueous flare’nın görülmesi çoğunlukla glaucom ya da uveitis anterior’e yorumlanır. Işık, gözün fundusundan yansırsa humor vitreous ve lensin opasitesini belirlemede yardımcı olur. Kornea ve lensin düzgün yüzeyleri ayna gibi ışığı yansıttığından kolaylıkla gözlenebilir.

Kedi ve köpeklerde normal göz içi basıncı birbirine yakın değerlerde olup genellikle 15-30 mmHg arasında değişir. Bu değer, intraoküler sıvı hacmi ile kornea ve skleranın elastikiyeti ya da gerginliği arasındaki ilişki sonucunda oluşur. Göz içi basıncı Schiotz tonometry ile belirlenir ki ölçülen değer 30 mmHg ve üzerinde ölçülür, aynı zamanda seröz özellikte gözyaşı akıntısı, ağrı, korneal ödem, episkleral damarlaşma, aqueous flare, sabit orta derecede dilate pupilla,  genç hayvanlarda bulbus okulide büyüme, retinal ödem, retinal hemoraji gibi bulgular ya da bu bulgulardan bazılarının bulunması glaukom’a yorumlanır.

Anterior kamara (camara oculi anterior) derinliği ve içerikleri; kan (hyphaema), irin (hypopyon), fibrin, hücreler ve protein (aqueous flare) ya da yabancı cisimler, yönünden muayene edilmelidir. Ayrıca doku anormallikleri, iris adezyonları (synechiae ya da kalıcı pupillar membran), iris kistleri, iris tümörleri, lens’in anterior lukzasyonu ve granülasyon dokuları belirlenebilir. Bazı hayvanlarda iridokorneal açı ya da filtrasyon (drenaj ) açısı direkt olarak görülebilir.

İris ve Pupillanın Muayenesi

İris konjenital defekt, renk, topoğrafi ve pozisyonu açısından muayene edilir. İris’in kornea’nın arka yüzü ya da lens’in ön yüzüne yapışmaları (adezyonları) kolaylıkla belirlenebilir. İris’in kenarının kornea ile oluşturduğu adezyon anterior synechia, lens ile oluşturduğu adezyon ise posterior synechia, irisin tüm yüzeyinin lens ile oluşturduğu adezyon ise total synechia olarak isimlendirilir.

İris ve uveal katların açık gri ya da beyaz renkte olması pigmentsizlik (hypopigmentation) ya da albinusmus olarak yorumlanırken iris üzerinde oldukca koyu renkli nodüler ya da küçük kümecikler halinde yaygın, bazen pupilla kenarında çıkıntı oluşturan pigment birikimleri ise pigment hipertrofisi (hyperpigmentation) olarak isimlendirilir. Pigment hipertrofilerine atlarda sıklıkla rastlanır.

Direkt pupillar cevaplar değerlendirilir. Pupilla(lar)’da ki hareketler; aşırı kontraksiyon, daralma, küçülme (miosis) ve  dilatasyon, genişleme, büyüklük (mydriasis), pozisyon, simetrik ve şekil yönünden muayene edilir. Atropin zehirlenmeleri, hipokalsemi ve yılan zehirlenmeleri mydriasis’in önemli nedenleridir. Toxoplasmosis’de ki retinal ya da Aavitaminosis’te ki nervus opticus yıkımlanmaları sürekli pupillar dilatasyona neden olabilir. İki pupilla arasındaki büyüklük farkı 1 mm’den daha büyükse anisocoria  (asymmetric pupilla) olarak isimlendirilir. Pupilla’nın iris içinde anormal lokalizasyonuna corectopia, pupillanın anormal şekillenmesine dyscoria adı verilir. İris, normalde arka taraftan lens ile desteklenmiş olmasından dolayı hafifce öne doğru kavis yapar. Şayet lens tarafından bu destek kaybolursa (lens’in lukzasyonu ya da sublukzasyonunda) iris düz bir yapıda görünecektir. Aynı zamanda anterior kamara derinleşmiş olarak görünecek ve baş hareket ettiği zaman iris titriyormuş gibi -titreme hareketine sahip- görünecektir. İris’in anormal hareketleri ya da titremeleri iridodonesis’e işaret eder. Şayet iris konjesyonlu ve şişkin, detayları kaybolmuş, rengi kararmış olarak görünür ise bu bir iris yangısı (iritis, anterior uveitis)’na yorumlanır.

Lensin Muayenesi

Lens, gözün içinde normalde transparant özellikte, avasküler bir yapıdır. Lens’in gözün içinde bulunup bulunmadığı, pozisyonu, büyüklüğü ve transparant özelliğinin değişip değişmediğini belirlemek için muayene edilmesi gerekir. Lens’in bulunmaması aphakia, normalden küçük olması microphakia, bulunması gereken yer dışında bulunması ectopia lentis, lens’in konjenital olarak anterior ya da posterior yönde koni şeklinde çıkıntı yapması lenticonus, üzerinde çentik şeklinde defekt bulunması lens coloboması, lens’in humour aqueous’a doğru öne ya da vitreous’a doğru arka yönde parsiyal ya da total olarak yer değiştirmesi sub/luxation,  lens ya da kapsulasında opasitenin bulunması  ise katarakt (cataract) olarak isimlendirilir. Yaşlı hayvanlarda lens, transparant özelliğini kaybetmiş, daha çok yarı şeffaf (translusent) ya da sklerotik yapıdadır. Lens’te ki yaşla ilgili bu değişiklikler lenticular sclerosis olarak isimlendirilir ki hayvanlarda körlüğün nedeni değildir. Ancak oftalmoskop ile oküler fundusun görünümünü engeller. Genelde fundus refleksi mevcut ise ya da retina kör bir hayvanda görülebiliyorsa körlük lens’teki değişikliklerle ilgili değildir.

Fundus’un Muayenesi

Gözün arka segmentleri; posterior vitreous ve fundus, uygun mercek yapılarından oluşan ve fokal bir ışık kaynağı oluşturan ophthalmoscope ile muayene edilir. Oftalmoskop, göz katmanlarını ayrıntılı olarak aydınlatan ve muayenelerine imkan sağlayan bir alettir.  Evcil hayvanların pek çoğunda pupillanın şimik dilatasyonu oluşturulmadan arka segmentlerin muayenesi gerçekleştirilebilir iken lens, vitreous, retina ve n. opticus’un detaylı incelenebilmesi için midriatik bir damla göze muayeneden 15-30 dakika önce damlatılmalıdır. Bu amaçla tropicamide  (%1) ya da atropine lokal olarak göze 1-2 damla damlatılırsa 15-30 dakika içinde mydriasis şekillenir. Oftalmoskop hastanın gözünden 2.5-3 cm uzakta tutularak oftalmoskop’un dönen çarkı (Rekoss diski) aracılığı ile göz içinde fokusun derinliği ayarlanır. Rekoss diski üzerinde bulunan – ve +20 dioptri aralıklarından yararlanılarak; kornea +20, kamera okuli anterior +15, lensin anterior kapsulü +12, lensin posterior kapsulü +6 ya da +8, korpus vitreum +5 ve fundus ise  -3, 0, +3 dioptrilerle muayene edilir. Muayeneyi yapan veteriner hekim sol gözü ile hastanın sol gözünü, sağ gözü ile de hastanın sağ gözünü muayene etmelidir.   

Humor vitreous (vitreous body) gözün içinde en büyük yapıyı oluşturur. Humor vitreous, coloboma, kalıcı hyaloid damarlar (embriyonik damarlar), hemoraji, hyaloid kalıntılar ve retinal ayrılmalar gibi konjenital anomaliler için muayene edilmelidir. Hyaloid damarlar, sekiz haftalık ve daha üzeri yaş grubundaki buzağı ve kuzularda kan içerebilir. Humor vitreous’taki edinsel değişikliklerin en önemli nedenini yangısel olaylar oluşturur. Yangısel hücreler ve eksudasyon opasite artışına neden olur. Anterior humor vitreous’un muayenesi, dilate pupilla içinden lokal bir ışık kaynağı ile yapılırken, posterior humor vitreous ve oküler fundus’un muayenesi ise bir oftalmaskop ile yapılır.

Retina, vasküler bir yapıya sahiptir. Oküler fundus, retinal ayrılmalar, korioretinal hipoplasi ya da displasi, vasküler konjesyon, vasküler zayıflık, skar dokular, hemoraji, colobomalar, tapetal renkte, pigmentasyonda ve damarlardaki değişiklikler ile yangı odağı için muayene edilir. Optik disk, görünümü, şekli, büyüklüğü, rengi, colobomalar, anormal kitleler ve çukurlukların bulunup bulunmadığı yönünden muayene edilir. Optik diskteki şişkinlik n. opticus’un neuritisi ile ilgili olarak gelişen ödem ya da hiperemi ile ilgilidir ki, bu da genellikle artan intrakranial basınçla ilgilidir ve papilödem (papilloedema) olarak isimlendirilir.