Karın Boşluğun Radyografik Muayenesi

Karın Boşluğun Radyografik Muayenesi

Abdominocentesis

Küçük hayvanlarda abdominal kavitenin direkt ya da endirekt radyografisi, bütün abdominal hastalıklarda başvurulan standart diagnostik prosedürlerdendir. Direkt ya da endirekt abdominal radyografi abdominal organlarda ki distensiyon ya da deplasmanlar, peritoneal sıvı effüzyonu ya da gaz varlığı, mide ve bağırsak kanalında herhangi bir yabancı cisim olup olmadığı, diaphragma  ya da karın duvarı bütünlüğünün bozulup bozulmadığının belirlenmesi ve sonuçta eksploratorik laparotomi (celiotomy)’ye karar verilip verilmeyeceğine yardımcı olması açısından önemlidir.

Kontrastlı radyografi, özellikle gastrointestinal obtruksiyonlar ya da perforasyonların belirlenmesinde tercih edilir. Gastrointestinal sistemde bir perforasyondan şüphelenildiği durumlarda sulandırılmış iyotlu kontrast ajanlar baryum sülfat’a tercih edilmelidir. Baryum sülfat’ın gastrointestinal sistemdeki perforasyon yerinden abdominal boşluğa geçerek şiddetli peritoneal irritasyona- toksikasyona neden olabileceği unutulmamalıdır.

Abdominal radyografide, bağırsak loplarının normal çaplarının iki–üç katı büyüklüğünde belirlenmesi gastrointestinal obstruksiyonun bulgusu olarak değerlendirilir. Bu durumda genişlemiş olan bağırsak loplarının laterale deplase olmaları kaçınılmazdır. Bağırsak çapının normale göre azalması ve bunun geniş bir bağırsak segmentinde gözlenmesi adinemik ileus olarak değerlendirilir ki bunun, genellikle infeksiyöz nedenlerle ya da ilaç kullanımı ile geliştiği ifede edilir.

Abdominal radyografilerde, normalde intraabdominal serbest gaz ya da sıvı gözlenmezken, viseral yapıların sınırları belirgin olarak gözlenir. İntraabdominal gaz daha çok viseral yapıların lumeninde gözlenir.

Abdominal operasyonlardan ya da abdominal torakarizasyondan önce intraperitoneal serbest gazın bulunup bulunmaması karın duvarının perfore yaralanmaları ya da lumenli yapıların rupturunun teşhisi için önemlidir. İntraperitoneal kavitede serbest gaz, karın duvarının perfore yaralanmalarında, lumenli intraabdominal yapıların perforasyonunda, abdominal parasentezis ya da torakarizasyon ile abdominal operasyonlardan sonra bulunur. Abdominal radyografide intraperitoeal serbest gaz, genellikle diafragmanın kaudodorsalinde kolaylıkla görülürse de, hastanın pozisyon değişikliğine bağlı olarak yer değiştirebilir.

Abdominal kavite içindeki seröz yüzeylerin detaylarının kaybı, yaygın serbest peritoneal effüzyon varlığına yorumlanır.  Spesifik olmasa da bu sıvı (asites)’nın orjini ve karakterini belirlemek için abdominal ultrasonoğrafi, abdominosentezis ya da diagnostik peritoneal lavaj gibi diagnostik tetkikler ile aspire edilen peritoneal sıvının laboratuvar analizleri yapılmalıdır.

Abdominal radyografide, retroperitoneal aralığın radyografik detaylarının kaybolması renal ya da ureteral travmanın varlığına, bu aralıkta kan ya da idrar toplandığının bulgusu olarak değerlendirilir. Renal ya da ureteral travmanın varlığının ve retroperitoneal aralıkta kan ya da idrar toplanmasının doğrulanabilmesi için ultrasonoğrafik değerlendirme ya da pozitif kontrastlı urography gereklidir.

Peritonitis ya da lokal bağırsak perforasyonlarından şüphelenildiği durumlarda peryodik aralıklarla alınacak abdominal radyografiler, hastanın prognozunun değerlendirilmesi ve uygulanan tedaviye cevap verip vermediğinin belirlenmesi için önemlidir.

Abdominal lezyonlarla ilgili ürogenital ve gastrointestinal kanalların kontrastlı radyografik çekimleri, anormalliklerin yerinin belirlenmesi için önemlidir.

Pozitif sistouretrografi (cystourothrography), idrar kesesi veya uretradaki rupturun yerini belirlemede başvurulan diagnostik bir prosedürdür. Urography, inguinal bölge yaralanmalarında, hematurilerde ya da retroperitoneal aralığın radyografik detaylarının kaybolduğu durumlarda başvurulan diğer bir diagnostik prosedürdür. Gastrointestinal kanalın pozitif kontrastlı radyografisinde verilen kontrast madde (baryum sulfat) normal süreden (normal köpeklerde sulandırılmış baryum sülfat yaklaşık olarak 30–40 dakika da sekum ve assandes kolona ulaşırken, sulandırılmadan verilen koyu krema baryum sülfat ise 3,5–4 saatte sekum ve assendes kolona, 6 saatte dessendes kolona ve 6 –8 saatte ise rekruma ulaşır) daha uzun bir süre mide de kalırsa, bu generalize paralitik ileus’a yorumlanır.  

Pneumoperitoneografi (Pneumoperitoneography), periton boşluğunda radiolusent (koyu siyah) görünüm oluşturan kontrast ajanların (sterilize edilmiş oda havası, karbondioksit) verilmesi ile karın boşluğundaki organların dış hatlarının radyografik olarak değerlendirilmesini amaçlayan diğer bir diagnostik görüntüleme yöntemidir.

Pneumoperitoneografi öncelikli olarak diafragma, karaciğer, böbrekler, idrar kesesi ile intraabdominal neoplastik oluşumların dış hatlarının görüntülenmesini sağlar. Ayrıca gastrointestinal ve uterus gibi diğer abdominal yapıların dış hatlarının belirlenmesi, varsa anormalliklerin yorumlanması amacı ile de tercih edilebilir.

Pneumoperitoneografi için hayvanın hazırlanması gerekir. Özellikle sindirim sisteminin değerlendirileceği durumlarda mide ve bağırsakların boş olmasına dikkat edilir. Bunun için hayvan 24-48 saat önce aç bırakılmalı, gerekirse hayvana laksatif bir ilaç verilmelidir. İdrar kesesi bir kateter ile boşaltılmalıdır. Pneumoperitoneografi uygulanmadan önce, mukayeseli değerlendirme için uygun pozisyonda rutin abdominal radyografi alınmalıdır.

Pneumoperitoneografi için, hayvan sağ ya da sol tarafına yatırılır. Retroumbilikal bölgenin traş ve dezenfeksiyonu yapılır. Sedasyon uygulanan hayvanlarda, metal kanülün sokulacağı bölgenin lokal anestezisi 2-4 ml %2’lik lidokain solusyonunun deri altı bölgesine enjekte edilmesi ile sağlanır. Daha sonra media hat üzerinden ya da 1-2 cm sağ ya da sol paramedian bölgeden metal kanül deriye batırılır ve deri altından 1-2 cm kadar ilerletildikten sonra karın duvarı kasları ve parietal periton delinerek karın boşluğuna girilir. Metal kanül ilerletilmez. Polietilen bir sonda ya da plastik bir kedi uretra kateteri metal kanül içinden geçirilerek karın boşluğuna kadar ilerletilir. Daha sonra metal kanül uzaklaştırılır. Polietilen kateterin dışarda kalan ucuna valflı ve üç yollu adaptör takılır. Adaptörün diğer iki ucundan birine 5 ml, diğerine ise 50 ml’lik iki enjektör takılır. Büyük enjektörün pistonu geri çekilerek herhangi bir peritoneal effüzyonun olup olmadığı kontrol edilir. Küçük enjektörün pistonu çıkartılarak içine pamuk parçası konulur. Bu pamuk, oda havasını aspire ederken filtre görevini yapacaktır.

Periton boşluğuna verilecek hava, vücut ağırlığının her bir kg’na 40-50 ml olacak şekilde hesaplanmalıdır. Hayvanın büyüklüğüne bağlı olarak 700-2000 ml gaz gerekebilir. Belirlenen miktarda hava, peritoneal boşluğa verildikten sonra, karın duvarına masajlar yapılmalıdır. Abdomen de ki yeterli dolgunluk perküsyonla belirlenebilir. Peritoneal boşluğa havanın verilmesi yavaş bir şekilde olmalıdır. Hastada, solunum sıkıntısı belirlendiğinde hava verilmesine hemen son verilmelidir Genellikle abdominal boşluktaki hava, sürekli olarak yukarı tarafta toplanacağı için, değerlendirilmesi düşünülen organ ya da dokuya göre hayvanın pozisyonu radyografi çekimi sırasında iyi ayarlanmalıdır. Abdomenin ön tarafındaki yapıların değerlendirilmesi için, hayvanın ön tarafının arka tarafa oranla yüksekte tutulmasına, abdomenin arka tarafındaki yapıların değerlendirilmesi için de hayvanın arka tarafının ön tarafa oranla yüksekte tutulmasına dikkat edilir. Abdomenin dorsal bölümünde bulunan, böbrekler gibi, dokuların değerlendirilmesi için hasta, ayakta tutulur ya da sternoabdominal pozisyonda yatırılarak L/L ya da D/V pozisyonlarda radyografiler çekilir.

Elde edilen pneumoperitoneografilerin değerlendirilmesi, hayvan türlerine göre abdominal organların yerleşim pozisyonları ve anotomik bütünlüklerinin iyi bilinmesine bağlıdır.

Çekimler tamamlandıktan sonra hayvan hafif yan ya da sırt üstü pozisyonda yatırılmalıdır. Peritoneal kaviteye verilen havanın tamamı, tekrar uygulanan kanül vasıtası ile geri alınmaya çalışılmalıdır. Peritoneal boşluğa uygulanan havanın intraabdominal hipertansiyona neden olabileceği, abdominal organ ve dokularda  direkt, göğüs dokularında ise endirekt olarak perfüzyon bozukluklarına neden olabileceği ihmal edilmemelidir. Dekompresyon ile uzaklaştırılamayan az miktardaki hava zamanla absorbe edileceğinden fazla önemsenmeyebilir.

Pneumoperitoneografi, direkt radyografi ya da ultrasonoğrafi ile belirlenmiş aşırı peritoneal effüzyonlar, abdominal apseler ve hernia diaphragmatica’lar da uygulanmamalıdır. Abdominal organların ultrasonoğrafik değerlendirilmesi radyografik değerlendirmeye destek sağlayan diagnostik yöntenlerdendir. Abdominal ultrasonoğrafiye karaciğer, safra kesesi ve kanalları, dalak, böbrekler, ureterler, idrar kesesi, prostat, uterus, ovaryumların değerlendirilmesi için sıklıkla başvurulur.