Ağız Boşluğunun Muayenesi

Ağız Boşluğunun Muayenesi

burun-muayene

Ağzın Açılması

Sindirimin ilk başladığı yer olan ağız ve içindeki anotomik yapıların cerrahi hastalıklar açısından muayenesi önemlidir. Ağız boşluğunun muayenesi için ağzın açılması gerekir. Ağız, hayvan türlerinda farklı şekillerde açılır. Ağız açılmadan önce hayvanın mizacı hakkında hayvan sahibinden bilgi alınmalı ve hayvana daha sonra yaklaşılmalıdır. Hayvanın mizacı kötü ise hayvanın zaptı-raptı iyi yapılmalı ya da uygun bir sedasyon uygulanmalıdır. At ve sığır gibi hayvanlar varsa travay içine alınmalı, yoksa açık bir alanda gerekli tutma ve bağlama yapıldıktan sonra ağızları açılmalıdır. Buzağı, dana, koyun, keçi gibi küçük yapılı hayvanların ağızları kolaylıkla açılabilir. Köpek ve kedi gibi hayvanların mizaçları iyi öğrenilmeli, gerekir ise bu hayvanlarada uygun bir sedasyon uygulanmalıdır. Ağzın açılması ve ağız içinin muayenesi sırasında hekimin eldivenli ve maskeli olması gerekir.

Bir atın ağzının açılması sırasında veteriner hekim atın önünde durur. Bir eli ile atın yular ya da başlık ipinden tutarken diğer elini yandan; commissura labiorum’dan, ağız içine sokar ve dili tutar. Ağız içinde eli ile tuttuğu dili dikey pozisyona getirirken aynı elin baş parmağını açar ve damağa dayar. Bu durumda hayvan ağzını kapatamaz. Daha sonra yuları tutan eli ile alt çeneyi diğer taraftan tutar ve ağız açılarak muayene edilebilir.

Atlarda ağzın elle açılması dışında padan adı verilen metal aletlerle de ağız açılabilir. Bu amaçla atlar için iki çeşit padan yapılmıştır. Bunlardan biri çenenin bir yarımındaki alt (mandibular) ve üst (maksillar) premolar ve molar dişler arasına uygulanan Bayer padanı, diğeri ise maksillar ve mandibular incisiv dişler arasına uygulanan Günther padanıdır. Bunlardan en fazla ve en kolay kullanılanı Bayer padanıdır. Bayer padanı sığırlarda da kullanılabilir.

Bayer padanı,  sağ ya da sol taraftan kullanılabilir. Ağız boşluğunun muayenesi padanın uygulanacağı tarafın karşısından ağız yukarda ifade edildiği gibi açıldıktan sonra dili tutmayan el ile tutulan padan, maksillar ve mandibular premolar ve molar diş kemerleri arasına uygulanır. Padan kesinlikle bırakılmaz. Dil serbest bırakılır. Dişler arasına uygulanan padan ağzın kapanmasını engeller. Ağız içi kolaylıkla muayene edilebilir.

Köpek ve kedilerde ağzın açılması alt ve üst çenelerin elle tutularak yukarı ve aşağı yönlerde çekilmeleri ile gerçekleştirilir. Ayrıca uygun uzunlukta iki ayrı yumuşak ip ya da sargı bezi parçaları alınır. İpler ortalarından ilmek yapılır. İplerden biri üst, diğeri alt çenede köpek dişleri arkasından geçirilerek ilmekleri hafifce sıkılır ve aksi yönlerde gerdirilir ve ağzın açılması sağlanır. Köpeklerde ayrıca ağız padanı adını verdiğimiz yaylı padan ile ağız açılır. Yaylı padan ilgili tarafta üst ve alt köpek dişlerine yayı sıkılarak uygulanır ve bırakılır. Yay açılırken ağzın açılmasını sağlar. Aynı amaçla kedi ve köpeklerde ağız yapısına uygun ahşap ya da plastik makaralardan da yararlanılır.

Ağız Boşluğunun Muayenesi
Ağız Boşluğunun Muayenesi

Ağız uygun bir şekilde açıldıktan sonra gerekirse ağız boşluğu aydınlatılabilir. Dil ya bir dil pensi ile ya da kaymaması için bir gazlı bezle tutulur. Ayrıca ağız boşluğu içinde yanaklar ve dil üzerine bastırarak detaylı muayene yapmak için spatül adı verilen aletlerden yaralanılır.

Ağız boşluğu ve içindeki anotomik yapıların inspeksiyonu, palpasyonu ve gerekir ise radyografik muayeneleri yapılır. Ağız boşluğu içindeki yapıların hastalıklarının büyük bir kısmı inspeksiyonla görülebilir. Palpasyon ve radyografik muayenelere daha çok diş ve çene kemiklerinin hastalıklarında baş vurulur.

Ağızın Koku Yönünden Muayenesi (Halitosis)

Ağız boşluğu açıldıktan sonra öncelikli olarak ağız kokusunun bulunup bulunmadığına dikkat edilir. Tükrük salgısı ile ilgili salya bezleri ve akıtıcı kanalları, ağız mukozası,  dil, diş ve diş etleri, damak, farenks, larenks ve tonsillalar muayene edilir. Ayrıca ağız boşluğu, yabancı cisimler ve tümöral oluşumlar yönünden de muayene edilmelidir.

Ağız kokusu (halitosis), ağız boşluğundaki yapıların hastalıklarında hissedilen, koklanan kötü, nahoş bir kokudur. Ağız boşluğunun muayenesinde ilk hissedilen, çoğunluklada hasta sahiplerince şikayet edilen bir klinik bulgudur. Nahoş koku ağızdaki lokal hastalıklara bağlı olarak meydana gelir. Çoğunluklada periodontal hastalıklarda bakterilerin aktivitesine bağlı sülfür bileşiklerinin bırakılması ile ilgilidir. Halitosis ayrıca üremi, solunum ya da sindirim sistemi hastalıkları ya da diyete bağlı olarakta oluşur. Ağız boşluğunda ki dokuların akut nekrosisleri (şiddetli ülseratif stomatitis ya da gingivitis gibi) ya da hızla gelişen malignant tümörleri halitosis’in diğer nedenlerini oluşturur.

Salya ve Salya Bezlerinin Mayenesi

Ağıza alınan gıdaların ilk sindiriminde etkili olan tükrük salgısı bilateral dört ya da beş büyük bezden (parotis, mandibular, sublingual, zygomatic ve molar) salgılanır. Parotis ve mandibular bezler kolaylıkla palpe edilebilen en büyük tükrük bezleri olup, ramus mandibulaların arka tarafında bulunurlar. Salya bezleri ve akıtıcı kanallarının fonksiyonel olup olmadığını belirlemek için dil üzerine lokal olarak oftalmik atropin sülfate solüsyonundan bir damla damlatılarak test yapılır. Bu test sonucunda normal kedi ve köpeklerde salya miktarında bir artış olur. Şayet salya miktarında değişiklik olmuyor ise salya bez(ler)i ve/veya akıtıcı kanal(lar)ında bir problemin olduğu düşünülebilir.

Tükrük salgısının aşırı sekresyonu (hypersialosis), ağrılı oral ya da farengeal lezyonlarda, diş hastalıkları ya da salya bezleri ile ilgili bozukluklarda oluşur.

Salya bezlerinin direkt radyografik muayenesine salya taşları (sialoliths) dışında nadir olarak başvurulur. Salya bezlerinin kontrastlı radyografisi (sialography) ise daha çok tercih edilir. Glandula ve duktus parotidea’nın sialografisine daha çok başvurulur. Sialography, intravenöz ürografi için kullanılan ve suda eriyebilen bir radyopakt maddenin, 1ml/10 kg dozunda, üst PM4 ve M1 (köpek) seviyesinde yanak mukozası üzerinde bulunan papilla parotidea’ya uygulanan uygun bir sonda ile verilerek gerçekleştirilir.

Salya bezlerinin bulunduğu regiolarda lokal yangı semptomları göstermeyen, yumuşak, hamur kıvamında, zamanla gelişen yaygın şişkinlikler salya retensiyonuna yani salya kistine yorumlanır. İntermandibular ya da kranial servikal bölgede salyanın derialtı dokular arasına yayılması ile oluşan kistlere servikal mukosel, ağız boşluğunun tabanında sublingual bölgede unilateral ya da bilateral olarak içi salya dolu keseciklere ise ranula adı verilir. Salya kistlerine genel olarak salivary mucocele ya da sialocele adı verilir. Şüpheli durumlarda çene altında ve boynun ön tarafında belirlenen ya da dil altında görülen şişkinliklere aseptik punksiyon yapılabilir. Mukus şeklinde tükrüğün aspire edilmesi salya kistini doğrular. Salya kistleri, tükrük bezlerinin akıtıcı kanallarının özellikle salya taşları (calculi salivalis, sialolit) ile tıkanıklıklarına veya çevre dokuların yangısal şişkinliklerinin basıncına bağlı olarak gelişir.

Salya bezlerinin bulunduğu regiolarda belirlenen şişkinlik, lokal ısı artışı ve ağrı ile birlikte tükrük salgısının artması salya bez(ler)inin yangısı (sialoadenitis)’na yorumlanır.

Salya bezlerinin akıtıcı kanallarında; özellikle de ductus parotidea’da, tespih tanesi gibi şişkinlik(ler) gösteren, palpasyon ile belirlenebilen ve direkt radyografide radyopakt görüntü veren oluşumlar salya taşları (sialoliths)’nı tanımlar.

Çoğunlukla regio parotidea’da ya da insisura vasorum bölgesinde içinden salya akıntısı gelen fistül oluşumlarına ise salya fistülü adı verilir.

Ağız Mukozasının Muayenesi

Ağız mukozası membranı gingivalar, dudaklar va yanakların iç tarafından ibarettir. Ağız mukozasının rengi ve kuruluğu, hem ağız hastalıklarının hem de genel dehidrasyon ve kansızlığın değerlendirilmesi açısından önemlidir. Ağız mukozası normalde açık kırmızı renkte, hafif nemli ve parlaktır. Ağız mukozasındaki genel ya da lokal kızarıklık yangı belirtisi, solgunluk ise kansızlık ya da dolaşım yetmezliği bulgusu olarak değerlendirilir. Kuruluk ise dehidrasyonun klinik bulgusu olarak yorumlanır. Ağız mukozasının yangısına genel olarak stomatitis adı verilir. Stomatitis genellikle mekanik, fiziksel, kimyasal, bakteriyel, viral ve mikotik nedenlere bağlı olarak oluşur. Stomatitis ağız boşluğundaki diğer yapıların hastalıkları; gingivitis (diş etlerinin yangısı), glossitis(dilin yangısı), palatitis (damağın yangısı) ve cheilitis (dudağın yangısı) ile birlikte bulunabilir.

Dilin Muayenesi

Dil, konjenital anomaliler, rengi, büyüklüğü, kıvamı, bütünlüğünün bozulup bozulmadığı, hareketleri ve duyarlılığı yönünden muayene edilmelidir. Dilin normalden küçük olması (microglossia), normalden büyük olması (macroglossia), ağız tabanı ile dilin ventral yüzeyi arasında total birleşme (ankyloglossia) dilin görülebilen konjenital anomalileridir Dilin yangısına glossitis adı verilir. Sığırlarda dilin hacminin artması ve kıvamının sertleşmesi çoğunlukla dil aktinobasillozisi (“wooden tongue”, odun dil)’ne yorumlanır. Ayrıca dil üzerinde yüzeysel ya da derin, uzunluğuna ya da enine yaralanmalar, hatta ülser(ler) bulunabilir. Dilde siyanotik renk, kuruluk, sertleşme ve duyarlılık kaybı gangrene yorumlanır.

Dilin ağız boşluğundaki pozisyonuna,  hareketi ve el ile hafifce çekildiğinde geri çekme direncinin olup olmadığına ve her iki tarafa doğru yalama hareketinin bulunup bulunmadığına dikkat edilir. Dilin normalde ağız boşluğunun ortasında olması, her iki tarafa doğru yalama yapabilmesi, hafifce çekmeye karşı direnç göstermesi ve normal büyüklükte bulunması n. hypoglossus (CNXII)’un fonksiyonel olduğuna yorumlanır. Şayet dil ağızdan dışarı asimetrik olarak sarkmış, hareket ve duyarlılığını kaybetmiş, atrofiye olmuş, her iki tarafa doğru yalama yapamıyor ve çekmeye karşı direnç gösteremiyor ise bu durum dil felci (n. hypoglossus’un paralysis)’ne yorumlanır. Dil felci unilateral ya da bilateral olarak şekillenebilir. Dilin hareket yeteneğinin azalması ya da kaybolmasına karşılık duyarlılığının artması ise dil kemiği (os hyoideus) kırığına yorumlanabilir.

Diş ve Diş Etlerinin Muayenesi

Diş ve diş etlerinin muayenesi ağız muayenesinin en önemli bölümünü oluşturur. Dişler, vücudun en sert yapılarıdır. Süt dişler (dentes decidui)  ve kalıcı dişler (dentes permanent) sayı, renk, bütünlük, büyüklük, hareket, ağrı yönünden inspeksiyon, palpasyon ve radyografik olarak muayene edilmelidir.

 Her bir dişin çıkma zamanının ve dişlerin kök sayılarının bilinmesi diş hastalıklarının daha iyi bilinmesi ve yorumlanması açısından önemlidir. Kalıcı dişlerin sayısı hayvan türlerine göre; at (40), sığır (32), köpek (42), kedi (30), farklı olup hayvanın yaş tayininde de önemlidir. Diş sayısındaki azalma oligodonti, artma ise polyodonti olarak isimlendirilir. Dişler yaşa bağlı olarak aşınabilirler. Travmatik nedenlere ya da şiddetli periodontal enfeksiyonlara bağlı olarak bulundukları çene kemiği alveolünden düşebilirler.

Oklüzyon (occlusion), alt ve üst çenenin normal kapanmasıdır. Mesocephalic köpek ırklarında normal bir oklüzyonda alt ve üst çenenin tam olarak karşı karşıya gelmesi gerekir. Üst insisiv dişlerin alt insisiv dişlerin önünde olması, üst  ve alt çene P2 dişlerinin öğütücü yüzlerinin aynı düzlemde olması, alt çenedeki köpek dişlerinin normal kapanmada üst çene köpek dişleri ve 3. insisiv dişler arasına oturması, premolar dişlerin kronları hem üst çene hem de alt çenede iki premolar diş arasındaki boşluğa oturması gerekir. Bu özellikler, Brachiocephalic ırklarda farklılık gösterir. Bu ırklarda normal oklüzyonda üst çene insisiv dişler, alt çene insisiv dişlerin arkasına gelir.

Maloklüzyon (malocclusion) ise, alt ve üst çenenin normal kapanmaması, anormal kapanmasıdır. Konjenital veya edinsel olabilir. Üst çenenin, alt çeneden uzun (brachygnathia; sazan balığı ağzı) ya da alt çenenin üst çeneden uzun (prognathism; turna balığı ağzı) olması maloklüzyonun en önemli konjenital nedenleridir. Prognathism, brachiocephalic ırklarda normal, mesocephalic ırklarda anormal kalıtsal oluşum olarak kabul edilir.

Brachygnathism veya prognathism anomalilerinin sonunda gelişen çarpık ağız anomalisi, üst ve alt çene insisiv dişlerin tam öğütücü yüzlerinin üst üste oturması ile oluşan düz oklüzyon, dişlerin sayısının normalden fazla olması, dişlerden bazısının ya da hepsinin olmaması (anodontia)  ve dişlerin sayısının normalden az olması çenelerin normal oklüzyonunu engellerler.

Yarık diş veya ikiz diş oluşumu;  diş, ya yarılmış olarak ya da dişin ortasının erimesi sonucu bir diş kökünden iki ayrı kuron oluşması, maloklüzyonun diğer nedenlerindendir.

Enamel hypoplasia (Mina hypoplazisi) (normalde köpekler mina çıkıntılı dişlere sahiptirler), normal oklüzyona engel olurken, aynı zamanda dişlerin zayıflamasına, çürümesine ve kırılmasına predispozisyon oluşturur. Atlar, normalde mina invaginasyonlu diş yapısına sahip olduklarından bunlarda maloklüzyona neden olmazlar.

Zamanında düşmeyen süt dişleri, kalıcı dişlerin çıkma zamanı ve çıkma yönünü değiştirerek normal oklüzyona engel olurlar.

Diş eti, ağız mukozasının bir bölümünü oluşturur. Diş etleri normalde dişleri kollum dentis seviyesinden sararlar. Sağlıklı dişeti, açık kırmızı renkte olup, bir periodontal prop ya da sonda ile endirekt olarak palpe edildiğinde kanamazlar. Diş etinin koyu kırmızı, şişkin ve ödemli olması yangılı; gingivitis, olduğununa yorumlanır. Diş etinin diş, diş eti sınırını aşacak şekilde, bazen dişin kuron kısmını saracak şekilde büyümesi gingival hyperplasia’yi tanımlar. Gingival hiperplasia dişetinin akut yangılarında ve plak içeren şiddetli periodontal enfeksiyonlarda daha çok görünür. Diş etinin kollum dentis açığa çıkacak şekilde geri çekilmesi gingival hypoplasia olarak tanımlanır ki, kronik periodontal yangılarında daha çok görülür.

Dişlerdeki renk değişiklikleri inspeksiyonla kolaylıkla görülebilir. İlk sütdişleri beyaz, kalıcı dişler ise kirli beyaz renkte görünürler. Şayet süt dişleri ve kalıcı dişler kahverengi-sarı-portakal renkte görünürlerse gebelik döneminde ya da doğumdan sonra 5. aya kadar ki dönemde tetrasiklin grubu antibiyotik uygulandığına yorumlanır. Tetrasiklin, kemik dokuya; sütdişlerine, geçer  odontoblast ve ameloblast hücrelerini etkiler. Şayet tek bir dişte kırmızımsı-mor (erguvan kırmızısı) ile gri-siyah gibi anormal renk değişikliği görülürse bu çoğunlukla pulpa dentis (cavum dentis içindeki dokular)’in yangısı (pulpitis, endodontitis)’na yorumlanır.

Bir ya da birden fazla dişte kahverengi, koyu kahverengi ya da siyah renk oluşumları diş çürüğü (dental caries)’nü gösterir. Diş çürüğü, diş üzerinde ya da gingival sulkusta biriken ve dental plak adı verilen gıda artıkları (özelliklede karbonhidratların) ve tartr’ların bakteriyel fermentasyonu sonucu oluşan asit ürünlerinin dişin inorganik bölümünün demineralizasyonuna ve organik bölümünün destruksiyonuna neden olması ile oluşur. Diş çürükleri, hayvan türleri arasında en fazla atlarda, en az da köpeklerde gözlenir.

Dental plak (plaque), diş ile diş eti arasında bulunan periodontal cep (gingival oluk, gingival sulkus)’te biriken gıda artıklarına verilen isimdir. Aslında dental plak epitel hücreler, lökositler, makrofajlar, lipidler, karbonhidratlar, inorganik maddeler ve su ile karışık salya glikoproteinleri ve ekstrasellüler polisakkaridlerin oluşturduğu bir martiks ve içindeki bakterilerden ibarettir. Diş etinin serbest kenarının üzerinde oluşan plaklara supragingival plaque, diş etinin serbest kenarının altında diş köküne doğru bulunan plaklara ise subgingival plaque adı verilir. Periodontal cebin normal derinliği 1-2 mm kadardır. Bu cebin derinliğinin artması, gıda artıklarının daha fazla birikmesine, bakterilerin üremesi için uygun ortam oluşumuna, zamanla burada biriken gıda artıklarının mineralize olarak sert bir yapıya (tartr, calculi dentalis, diş taşı) dönüşmesine ortam oluşturur. Dental plak ve tartr özellikle yumuşak ve hazır gıdalarla beslenen köpeklerde daha fazla oranda oluştuğundan, ağız kokusu ile kliniğe getirilen köpeklerin bu yönden muayene edilmeleri ihmal edilmemelidir.

Diş üzerinde gri-kahve renginde değişik hacimde görülen oluşumlar diş taşları (tartr, calculi dentalis)’nı tanımlar.  Diş taşları supragingival ya da subgingival plakların mineralize olmaları ile supragingival calculus ya da subgingival calculus şeklinde oluşur. Köpeklerde supragingival calculus özellikle üst çene dördüncü premolar (PM4) ve birinci molar (M1) dişlerin fasies bukkalis yüzlerinde daha fazla bulunur. Bu bölge, ductus parotidicus’un ağıza açıldığı yerin bitişiğindedir. Ağız Boşluğunun Muayenesi Diş ile dişeti arasında, dişle bütünleşmiş hatta dişi tamamen sarmış, kirli sarı, kahverengi, hatta siyah renkte kitleler olarak görünürler. Diş taşları periodontal hastalıkların en önemli nedenlerindendir.

Dişin parsiyal ya da total anatomik bütünlüğünün bozulması diş kırığına yorumlanır. Kırık, dişte sınırlı kalabildiği gibi alveoler kemiğide içerebilir. Alveoler kemiği içermeyen diş kırıkları, kuron kırığı, kök kırığı veya kuron ve kök kırığı şeklinde olabilir. Kuron kırıkları inspeksiyonla direkt görülebilirken kök kırıkları ise radyografik muayenelerle belirlenebilir.

Sağlam ve sağlıklı dişlerin palpasyonunda ya da perküsyonunda duyarlılık belirlenemez. Sıcak ya da soğuk içecek ya da yiyeceklerin alınımı sırasında aşırı hassasiyeti bulunan hayvanların ağız muayenesinde dişte kırmızımsı-mor (erguvan kırmızısı) ile gri-siyah gibi anormal renk değişikliğinin görülmesi ve dişin palpasyonu ya da perküsyonunda aşırı duyarlılığın belirlenmesi pulpa dentis’in yangısı (pulpitis, endodontitis)’na yorumlanır. Diş çürükleri, diş kırıkları, şiddetli periodontitis ve hematojen enfeksiyonlar pulpitis’in en önemli nedenlerini oluşturur. Ağız Boşluğunun Muayenesi Pulpa dokusunun nekroze olduğu durumlarda dişte duyarlılık, ağrı oluşmaz. Pulpa boşluğundaki yangısel durum, özelliklede dentin tabakasında ki erime (lysis) radyografik olarak belirlenebilir.

Çiğneme problemi ve çoğunluklada fasial şişkinlik, bazen de fistül oluşumu periapikal apse’yi akla getirir. Diş apsesi çoğunlukla periodontal enfeksiyonların bir komplikasyonu olarak oluşur. Şiddetli periodontal enfeksiyonlara bağlı olarak derinleşen periodontal çepte biriken gıda artıkları, bakteriler ve debrislerin oluşturduğu irin kolleksiyonu, periodontal ligamentlerin de fonksiyonunu kaybetmesine bağlı olarak diş köküne kadar yayılır ve burada birikerek apse (periapical abscess, apical periodontitis) oluşumuna neden olur. Gözün medial kantusunun alt bölge (suborbital)’ sinde görülen fasial şişkinlik ya da içinden irinin drene olduğu fistül oluşumu maksillar PM4 (karnasial diş) diş kökünde periapikal apse oluşumuna yorumlanır ki, bu karnasial apse olarakta isimlendirilir.

 Yüzde oluşturduğu şişkinlik ile şüphelenilen diş apsesinin doğrulanması için periodontal bir prob ile periodontal cebin muayenesi sırasında irinin boşalması diş apsesini doğrular. Ayrıca diş kökünün radyografik muayenesinde, irin kolleksiyonunun varlığı, diş kökünün alveoler kemikten ayrılması, pulpa kavitesinin genişlemesi ve bazı kronik vakalarda ise alveolar kemikte osteolysis (erime)’in görülmesi ve alveoler kemik desteğinin kaybolması periapikal apseyi doğrular.

Üst ve alt çenede görülen fistül vakalarında çoğunlukla diş fistülleri akla gelmelidir. Diş kökünde gelişen apsenin, alveolar kemikteki osteolysisini takiben dış ortama açılmasına diş fistülü adı verilir. Ağız Boşluğunun Muayenesi Mandibular diş apseleri direkt dış ortama ya da ağız boşluğuna açılırlarken,  maksillar diş apseleri maksillar sinus boşluğuna (oroantral fistül) ya da burun boşluğuna (oronasal fistül) açılırlar. Oronasal fistül çoğunlukla kanin diş kaybı ya da ekstraksiyonundan sonra oluşur.

Ağız boşluğu oral neoplazmalar yönünden de muayene edilmelidir.  Ağız boşluğundaki tümörler kolaylıkla görülebilir. Tümörlerin benign ya da malign olup olmadıklarını belirlemek için tümörlerden doku örnekleri alınarak histopatolojik muayenelerinin yaptırılması gerekir. Oral papillomatosis ve epulis en fazla görülen benign tümörlerdir. Oral papillomatosis ağız mukozası epiteliumundan orjin alırlar ve çok sayıda ve yaygın (multiple) kitleler halinde dudakta, yanakta, dil altında ve diş etlerinde görülürler. Fakültemiz cerrahi kliniklerine oral tümör şikayeti ile getirilen, klinik ve histopatolojik değerlendirmeler sonucu oral papillomatosis teşhisi konulan 15 köpekte 7.5 mg/kg oral tek doz levamizol ile tedavileri başarı ile yapılmıştır. Yine fakültemiz kliniklerinde yapılan farklı bir çalışmada oral papillomatosisli 17 kuzuda 5 mg/kg dozunda 5 gün süreyle siklosporin oral olarak uygulanmış ve olumlu sonuçlar elde edilmiştir. Epulis ise diş etinden orjin alan benign karakterde tümör ya da tümör benzeri (gingival hyperplasia) oluşumlar olup çoğunlukla tek kitle (soliter) halde sadece diş etinde görülürler.

Ağız açıldıktan sonra dil, bir pensle ya da bir gazlı bezle tutulur öne doğru çekilir, kaidesine bir spatülle bastırılır ve aydınlatılır (laryngescope ile) ise dilin geri kısmındaki larenks, farenks, tonsillalar ve ses telleri ve mukozalarının muayeneleri rahatlıkla yapılabilir.  Mukozalardaki kırmızılık ve şişkinlik yangısel bir duruma; laryngitis, pharyngitis veya tonsillitise yorumlanır.

Ağız boşluğu, ayrıca yabancı cisimler yönünden de muayene edilmelidir. Ağız Boşluğunun Muayenesi Özellikle kedi ve köpekler ağızlarına her türlü yabancı cismi alırlar. Ağız Boşluğunun Muayenesi Kemik parçaları, tel parçaları, balık oltaları, dikiş iğneleri, odun parçaları bu yabancı cisimlerden bazılarıdır. Bunlar, diş dişeti arasına, dişler arasına batmış ya da sıkışmış olarak görülebilirler.

Doğumdan sonra neonatal hayvanların emdikleri ya da içtikleri sütün bir kısmının burunlarından gelmesi (nasal regurgitation) damak yarığı (palatoschisis, cleft palate) bulunduğuna yorumlanır ki, bu yönden damağın muayenesinin yapılması gerekir. Ağız Boşluğunun Muayenesi Damak yarığı, yumuşak ya da sert damakta parsiyal ya da total olarak oluşan konjenital fissur olgusu olup ağız açıldıktan sonra direkt olarak görülebilir.

Diş hastalıklarının tanısı için yapılan ağız muayenesi sadece dişin görünen kısmı olan kuron (corona dentis) hakkında fikir verir. Dişin, dişeti tarafından sarılı kısmı (collum dentis ) ile alveolar kemiğe gömülü olan kök kısmı (radix dentis) ve çevresindeki diğer yapılar hakkında bilgi sahibi olunabilmesi için radyografik muayene gereklidir.

Oral radyografide diş(ler)in ideal görüntüsü, dişin uzunluğunun röntgen filmi ile paralel olması ve röntgen ışınının diş ve filme dik olarak gönderilmesi ile elde edilir.

Oral Radyografik Muayene

Oral radyografik muayene diş ve çene kemiklerinin daha iyi tanınması, diş(ler)in anotomik bütünlüğündeki değişiklikler (diş kırıkları, karies)’in belirlenmesi ve değerlendirilmesi, diş köklerinin sayılarının bilinmesi, diş kökünün içinde bulunduğu alveolar kemikteki değişiklikler (alveolar periostitis, osteomyelitis, osteolysis)’in belirlenmesi, diş boynu ve kökü  ile alveolar kemik arasındaki patolojik oluşumlar (tartr, periapikal apse)’ın belirlenmesi ve yorumlanması, diş çekimleri ve endodontik tedavi sırasında hekime yardımcı olması bakımından önemli bir muayenedir. Ağız Boşluğunun Muayenesi Diş ve periodontal yapıların normal radyografisinde diş kökü ve apeksi, mina (enamel), dentin, birden fazla diş kökü olan dişlerde diş köklerinin bifurkasyon alanları, alveolar kemiğin korteksi (lamina dura), dişin pulpa boşluğu, diş kökü kanalı, periodontal ligamentler ile mandibula ya da maksillanın korteksleri dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir.

Adresimiz: İstiklal Mah. Atatürk cad. No:144/A Odunpazarı/ESKİŞEHİR

7/24 İletişim Hattımız: +(90) 5442861971 

Konum