Görüntüleme ile Muayene (Ultrasonografik)

Görüntüleme ile Muayene (Ultrasonografik)

Karın boşluğunun röntgen ile muayenesi

Ultrasonografi, görüntüleme ile muayenede tercih edilen en yaygın diagnostik görüntüleme tekniklerindendir. Ultrasonografi, saniyede 1.000.000–20.000.000 devir yapan ve insan kulağının işitemediği ultrason adı verilen ses demetinin diagnostik amaçla kullanımıdır.

Ultrasonografi, vücuta deri altında, daha derinde ve boşluklarda bulunan doku ve organların normal yapı, komşuluk ve büyüklüklerinin ya da diğer patolojik durumlarının değerlendirilmesi amacı ile ultrason adı verilen yüksek frekanslı ses dalgalarının vücut içinden geçirildiği zaman farklı yoğunluktaki doku ve organlardaki yansımalarının iletim sistemi tarafından tutularak görüntü halinde kaydedilmesidir.

Ultrasonografi, uygulayan ve uygulanılan canlıya zarar vermeyen ağrısız bir prosedürdür. Uygulama için hastanın sedasyonuna ve tespitine çok az ihtiyaç duyulur. Kontrast madde kullanımı gerektirmez. Diğer diagnostik görüntüleme yöntemleri ile karşılaştırıldığında kullanımının kolay olması ve kullanım anında görüntünün elde edilmesi ve yorumlanması önemli avantajlarındandır. Bu yöntemle spesifik teşhisin yapıldığı hastalıklar sınırlıdır. Ultrasonografi diğer teşhis yöntemleri ile birlikte uygulandığında oldukca önemli bilgiler sağlar.

       Ultrasonografik değerlendirmede, muayenesi yapılan hastanın kesitsel anatomisinin bilinmesi çok önemlidir. Ultrasonografik muayenelerde transversal, sagittal ve median olmak üzere üç temel kesit düzlemi bulunmaktadır. Her bir düzlemin oblik uygulamaları yapılarak kesit izleme sayısı artırılabilir.

Ultrasonografide doku ve organların ekolarının doğru olarak yorumlanabilmesi için doku ve organların normal boyutlarının, şekillerinin ve ekojenitelerinin ayrıca fizyolojik ve patolojik durumlarının bilinmesi gerekir. Ekojenite, doku ve organların yankı yoğunluğu, yankı kaybı ve görüntü yapısı ile ilgilidir. Ekojenite, normal ve anormal yapıların tespit edilmesinde kullanılan bir parametredir. Bu parametre, çoğu zaman ekipman ve tecrübesiz hekim hatalarının bir sonucu olarak yanlış yorumlanmalara neden olabilir.

Ekojenite yapısının tanımlanması, dokunun yankı yoğunluğu ve yankı kaybı ile ilgili olarak hiperekojen, hipoekojen, anekojen, heterojen ve izoekojengibi terimlerle yapılır. Bir lezyonun ekojenite modeli bitişik dokunun ekojenitesi ile ilişkilidir. İçi sıvı ile dolu olan doku ve organlardan ultrason ses dalgaları geçerken yankı oluşmamaktadır. Dolayısı ile bu doku ve organlar monitörde “yankı olmayan”, ekosuz (anekojen, anekojenik, anechoic)  bir alan olarak siyah renkte görüntülenir. Dokunun yoğunluğunun artmasına paralel olarak ultrason ses dalgaları yüksek yoğunlukta yankı oluşturmakta, bu dokular da monitörde “yüksek yankı yoğunluklu”, ekodan zengin (ekojenik, hiperekojen, hyperechoic) bir alan olarak açık parlak renkte görüntülenir. Muayenesi yapılan doku ya da lezyonun yoğunluğunun az olması (visköz yapılar) durumunda ultrason ses dalgalarının bir kısmı yankılanmakta bir kısmı ise yankılanmamaktadır. Bu gibi doku ve lezyonlar monitörde “düşük yankı yoğunluklu”, ekodan fakir (hipoekojen, hypoechoic) bir alan olarak görüntülenir. Hiperekojen ve hipoekojen alanların içiçe olduğu bölgeler için heterojen, aynı ekoya sahip alanlar için ise izoekojen (isoechoic) ifadesi kullanılır.

Ultrasonografide yeterli ve iyi kalitede görüntü elde edilememesinin en önemli nedenlerinden birisi kemik, gaz ya da nedbe dokusu gibi çok az ya da çok fazla akustik dirence sahip olan ortamların ultrason dalgalarının ileri penetrasyonlarını engellemeleridir. Bu nedenle gaz ve kemik arası yapıların teşhislerinin yapılması zordur. Paranşimal dokular; karaciğer, böbrekler, dalak ve prostat, karakteristik ekojeniteye sahiptirler.

  İçerisi visköz olmayan sıvı ile dolu yapılar (normal idrar kesesi, kist gibi) anekojenik, abse, hematom ya da visköz sıvı ihtiva eden kistler hipoekojenik, neoplastik lezyonlar ise genellikle hiperekojenik bir ekojenite gösterirler. Genel bir kural olarak içi sıvı dolu yapılar pürüzsüz ve kenarları belirgindir. Abseler, granülomlar ve neoplazmalar ise sınırları iyi belirlenebilen patolojik yapılar olarak görüntülenebilirler.

  Ultrasonografi uygulamasında prob adı verilen tarayıcılar kullanılır. Bunlar mekanik, elektronik ve gerçek zamanlı tarayıcılardır. Bu probların lineer, sektör ve konveks tipleri bulunmaktadır.

Lineer prob, yüzeye yakın dokuların dikdörtgen şeklinde görüntüsünün geniş bir alanda elde edilmesini sağlar. Bundan dolayı daha yüzeysel yapıların görüntülenmesi için ideal olup büyük hayvanların reprodüktif sisteminin rektal muayenesinde tercih edilir. Ayrıca atların tendo muayenesinde de kullanılmaktadır. Deri ile prob arasında geniş bir temas yüzeyi oluşturur.

Sektör prob, yelpaze ya da üçgen şeklinde görüntü alanı oluşturan bir probtur. Prob ile deri arasında daha küçük bir temas oluşturur. Bundan dolayı bütün türlerin abdominal ve toraks ultrasonografilerinde tercih edilir. Yüzlek yapılarda sınırlı bir görüntü vermesi ve görüntü alanının üst hüzmesinin darlığı nedeni ile yüzeysel olarak bulunan anatomik yapıların belirlenmesinin güç olması en büyük dezavantajıdır.

Konveks prob, sektör probun bir versiyonu olup özellikle sektör probun yüzeysel olarak bulunan anatomik yapıların belirlenmesinde ki dezavantajını ortadan kaldırır.

       Prob seçiminde dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da prob frekansının belirlenmesidir. Ultrasonografide temel prensip frekans arttıkca    (7.5–10 MHz) ultrason penetrasyonu azalmakta, bundan dolayı da yüzeysel yapıların görüntüleri daha net elde edilmektedir. Frekans azaldıkca (2-3.5 MHz) ultrason penetrasyonu artmakta, bundan dolayı da daha derin yapıların ultrasonografik görüntüleri elde edilebilmekte fakat görüntü netliği azalmaktadır.

Büyük ve küçük hayvanlarda bazı sistemlerin ultrasonografik muayenesinde genellikle sektör prob tercih edilir. Büyük hayvanların reprodüktif organlarının muayenesinde 5–7.5 MHz’lik, tendoların muayenesinde 7.5–10 MHz’lik, toraksın muayenesinde 2-2.5 MHz’lik, abdomenin muayenesinde 3.5–5 MHz’lik, testis veya memelerin muayenesinde 5–7.5 MHz’lik, göz muayenesinde 7.5–10 MHz’lik problar kullanılır. Küçük hayvanların reprodüktif organlarının, toraks ve abdomenin muayenesinde 5–7.5 MHz’lik, merkezi sinir sisteminin muayenesinde 7.5 MHz’lik, gözün muayenesinde ise 7.5–10 MHz’lik sektör problar kullanılır.

Ultrasonografide görüntü kusuru olarakta ifade edilen artefaktlar, görüntülenen objenin kendisinde gerçekte olmayan bir yapı özelliğinin bulunması şeklinde tanımlanır. Artefaktlar, birçok görüntüleme yönteminde sonucu olumsuz etkilemesine rağmen bazı teknik artefaktlar teşhise yardımcı olur. Ultrasonografi cihazını kullanan hekim, oluşan artefaktların cihazın hatalı kullanımından mı, cihazın hatalı varsayımlarından mı yoksa teknik nedenlerden mi kaynaklandığını bilmesi gerekir.

Ultrason, istenilen topografik düzlemde anatomiyi görüntüleyen bir tekniktir. Ultrasonografi sırasında artefaktları fark etmek, normal varyasyonları yorumlamak, patolojik değişiklikleri belirlemek için topografik anatomi konusunda yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmak gerekir. Ultrasonografik görüntülerin yorumu, tamamen kullanıcının cihaz kullanım yeteneğine ve tecrübesine bağlıdır. Hastanın büyüklüğü, kilosu,  muayene sırasında hareketli ya da sakinliği görüntünün değerlendirilmesinde önem taşır.